Etik nedir?
Etik, pratik felsefenin bir konusudur. Pratik, çünkü insanların ne şekilde
davranmaları gerektiğiyle ilgili somut ve kanıtsal bilgiler sunar. İyi ve kötü
davranış nedir? İyi veya kötü nedir? Bu sorular kulağa biraz teorik gelebilir
ama sık sık karar vermek zorunda kaldığımız durumlarla karşılaşırız, değil mi?
Yolda bulduğumuz bir cüzdan bizde kalabilir mi, yoksa kayıp bürosu veya karakola
mı bırakmalıyız? İzin almadan arkadaşımızın kalemini kullanabilir miyiz?
Etik ve ahlak arasındaki fark nedir?
Ahlak, içinde yaşadığımız topluma göre değişir ve genelde çoğunluk tarafından
herhangi bir gerekçe gösterilemeden doğru kabul edilen değerlerin ve
düşüncelerin toplamıdır. "Doğru" olduğu hissedilenler ahlaka uygun olarak kabul
edilir. Ve bu durum toplumdan topluma farklılık gösterir. Buna karşılık etik,
kuralları mantıklı olarak yorumlamaya çalışır. Etiği, ahlakın üzerinde yeniden
düşünme olarak tanımlamak da mümkün. Bilimde ve hukuk sisteminde sadece mantıklı
açıklamalar bulunduğu için de biyoahlak değil sadece biyoetik vardır.
Biyoetik terimini anlamak zordur. Fakat tedavisi bulunmayan bir hastalığa
yakalananlar biyoetikle karşı karşıya gelebilirler. Doktorlar, iyileşme
sağlayabilecek bir yöntemi denemeliler mi? Ya da yaşı ilerlemiş bir kadın yapay
döllenmeyle çocuk sahibi olmalı mı? Ve insan, bitkileri ve hayvanları genetiğin
yardımıyla ekonomik ihtiyaçlarına göre ne kadar değiştirmeli ya da değiştirmeli
mi?
Yasaları hazırlayanlar uygun kuralları koyabilmek için konuyu enine boyuna
tartışmak zorundalar. Kurallar çok katı olursa bilim adamları araştırmalarını
sürdürmekte zorluk çekebilirler. Mesela ülkemizde kısa bir süre önce embriyonik
kök hücreleriyle araştırmanın yasak olduğu açıklandı.
Fakat İngiltere’de örneğin belli kurallara uyulduğu müddetçe buna izin var. Aynı
yasakla karşı karşıya kalan diğer bazı ülkelerin bilim adamları, araştırmalarına
son mu veriyorlar? Hayır, bu uygulamanın serbest olduğu ülkelere giderek
araştırmalarını oralarda sürdürüyorlar.
Tabii kuralları çok fazla gevşek tutmak da pek doğru olmasa gerek. Örneğin
kopyalama tekniğinin uzun vadede ne gibi olumsuzlukları beraberinde getireceği
henüz kesinleşmemişken insan embriyosu kopyalamak elbette ki sakıncalıdır. Ya da
insan ömrünün ortalama olarak yetmiş yıl olduğu bir dünyada 60 yaşında bir
kadının yapay döllenmeyle anne olması doğru mu?
Neyin doğru veya yanlış olduğuna kim karar veriyor?
İnsanlar eskiden toplumsal değerler ve doğru davranışlarla ilgili soruları
yanıtlamak için genelde din kitaplarına başvuruyorlardı. Fakat özellikle de Batı
ülkelerinde Immanuel Kant ve aydınlanma devrinden sonra insan bu tür soruları
aklı ve zekasıyla yanıtlamaya başladı. Fakat insanların ilgi alanları ve
fikirler farklı olduğu için herkesin kabul ettiği değerler aynı değildir.
Bu konuda ekonomik, bilimsel veya kişisel çıkarlar önemli bir rol oynar. İşte
biyoetik konusu bu nedenle günümüzde filozoflar ve bilim insanları tarafından
hararetle tartışılmakta. Tabii biyoetik hakkında kararlar vermek çok zordur.
Toplumsal değerlerin ve fikirlerin temeli genelde dine uzanmaktadır ve bunların
birçoğu modern tekniğin olanaklarına ters düşmekte. Sonuçta insan, genetik
sayesinde ilk kez yaşamın temelini değiştirebilecek duruma gelmiştir. Ve bu
durumda da biyoetik yasaların herkesi memnun etmesi zor olacaktır.
Etik Günü Niçin Kutlanıyor?
25 Mayıs tarihi bütün dünyada etik günü olarak kutlanmaktadır. Bizim kültürümüze
kavram ve çerçeve olarak farklı olan bu terim son yıllarda ülkemizde de önem
kazanmış bulunmaktadır. Bu günün ne anlama geldiğini ve niçin kutlandığını
bilmek için öncelikle kısa bir sözlük çalışması yapmak yararlı olacaktır.
Kelime anlamıyla ‘etik’ Yunanca ethos yani "töre" sözcüğünden türemiştir, özgün
Yunanca kullanımı ‘Etika’dır, tıpkı politika (siyaset bilimi), poetika (şiir
kuramı), gibi. Felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırt
edebilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışmaktadır. Bu yönüyle,
kendine ait kuralları olsa da, halen de tartışılarak gelişen bir daldır.
Farklı kelimelerle ifade edilen değişik kültürlerde etik kavramı elbette
mevcuttur. Nitekim Eski Yunanda olduğu kadar Çin Uygarlığında da Etik tartışılan
bir konudur. Bizim kültürümüzde ise daha çok ‘ahlak’ kavramı merkezli bir etik
alanı vardır. Ancak Yunan Felsefesi Etik alanını kelime ve düşünce olarak
kuramsallaştıran Felsefe olarak bilinmektedir. Nitekim Etik kavramının bütün
dünyada kabul edilen ortak bir kavram olması da bunu göstermektedir.
Ancak tarihsel süreçte uygulama bakımından sistematik etik uygulamalarının
Selçuklu Medeniyetinin unsurlarından olan Ahilik örgütünde görüldüğünü belirtmek
gerekir. Bilindiği gibi Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşayan Türklerin, esnaf
ve sanatkârlarının birliğini, çalışma ilkeleri ve usullerini oluşturan, çok
yönlü bir sosyo-ekonomik Türk kurumudur. Ahi Örgütüne üye olan esnaf ve
sanatkarların uymaları gereken bir dizi ahlak ve iş kuralları vardı. Uyulmaması
durumunda ağır cezalar da öngörülmüştü.
Etik alanı öylesine geniş bir konudur ki, bazen ne olduğu veya ne anlama geldiği
konusunda sağlıklı bir bütünlük de sağlanamayabilir. Günümüzde farklı etik
alanlar bulunmaktadır: Kürtaj, yasal ve ahlaki meseleler, Hayvan hakları,
Biyoetik, İş etiği, Kriminal adalet, Çevresel etik, Feminizm, İnsan hakları,
Gazetecilik etiği, Tıbbi etik, Teknolojik etik, Faydacı etik, Faydacı biyoetik,
vb. Bunların yanında, farklı açılardan ele alınan etik başlıkları da söz
konusudur: meta etik, normatif etik ve uygulamalı etik (yukarıda sayılanlar
uygulamalı etik’in alt başlıklarıdırlar.
Yunan Felsefesinin Arapça tercümeleriyle birlikte Müslüman dünyasında da Yunan
tarzı çalışmalar görülmektedir. Erdem etik’i denilen alan daha çok Müslüman
dünyasında ilgi görmüş ve geliştirilmiştir.
Yakın çağda bilim ve teknolojinin ilerlemesi, devlet kurumlarının aşırı güç
kazanması vb. nedenler etik ilkelerinin oluşturulması ve benimsenmesini gerekli
kılmıştır. İlk uygulamalı etik değerlerin tıp, genetik, vb. alanlarda
konuşulmaya başlanması ilgi çekicidir. Çünkü diğer insanların üzerinde belirli
bir etkileme gücüne sahip kişi veya meslek gruplarının endi iç denetimlerinin
olması zorunlu hale gelmiştir. Aksi takdirde, diğer insanlara büyük zararlar
verilmesi riski saptanmıştır.
İlk önce Batı dünyasında bilgi ve gücü iç denetime kavuşturmak için etik
kuralları oluşturulmaya başlanmıştır. Bu etik kuralları, bazen yasa gücünde
bazen de bir meslek grubunun iç denetim ilkeleri olarak ortaya çıkmaktadır. Her
iki durumda da, Etik Değerler/ kurallar bir başka insana ve topluma karşı iç
sorumlulukları içermektedir.
Ancak bu alanda tam bir başarı sağlandığını söyleyebilmek zordur. Zira
insanoğlunun iyi ve kötü tarafının da gelişimi sonsuzdur. Etik değerlerin
hatırlatılması, bir bilinç oluşturulması için de 25 Mayıs tarihi Etik Günü
olarak kabul edilmiştir.
Halen Etik değerlerin çiğnenmesi durumunda – çoğunlukla bu değerler
çiğnenmektedirler- öngörülen vicdani cezalar son derece yetersizdir. Hukuki
cezalar ise son derece edilgen, karmaşık ve her zaman kamu vicdanını tam tamir
edici değildir. Zaman içerisinde Etik Değerlerin, bir tür Etik Yasalar haline
dönüştürülmesi de sanırım bundan kaynaklanmaktadır. Fakat bu durumda da Yasaları
koyan ve uygulayanların ahlaki davranmaları ihtiyacı yok mudur?
Bu gün dolayısıyla – veya alan uzmanlığı itibarıyla- araştırma yapanların Etik
/İnsan ilişkisi ve Ahlak üzerinde de durmaları bu yüzden bir gerekliliktir. Zira
Yunan Felsefesi ve Batı Uygarlığı, kuramsal ve hukuki açıdan çok gelişmiş
olmakla birlikte, insan öğesine yeterli değeri verebilmiş değildir. Bizim
kültürümüzdeki ve inancımızdaki ahlak anlayışı ise hala tarihin derinliklerinden
tam olarak bugüne taşınabilmiş değildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder